INDIGO DERGISI FORUMU

http://indigodergisi.com
 
AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 Metafizik Kuramlar Üzarine Bağımsız Felsefe

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Mexelina
Elmas Üye
Elmas Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Yer : Eskişehir
Kayıt tarihi : 07/02/08

MesajKonu: Metafizik Kuramlar Üzarine Bağımsız Felsefe   Paz Şub. 17 2008, 11:44





Henri Bergson ve Sezgicilik Felsefesi 20 Yüzyılın kendine özgü bir filozofu olan Bergson sistemini kurmadan önce Enpirizmi, Razyonolizmi ve Relativizme karşı çıkmış bunun yanında deneyiciliğe, usçuluğa, göreceliğe yani akıl ve mantığa dayanan Darvincilik, Lamarckcılık ve Entelektüeliz mi de eleştirir. Gerçekçilikten yalnızca katı cisimlerin; düşüncenin yalnızca kavramları, bilinçten de yalnızca biçimi göz önünde tutan görüşleri bir yana bırakarak insan deneyinin başlangıcının sezgiyle kavramaya yönelik bir yöntem izler. Bergson metafiziğin her şeyi kuşatan kavramın yalnız edimsel alan olmadığını, aynı zamanda olanaklı alanı da bulunduran bir dizgenin kurulabileceğini belirtmiştir. Bergson metafiziği tanımlayarak ona yeni bir yöntem kazandırdı. • Zihni kullanma yerine sezgiyi kullanma • Sezgi salt gerçekliğin bilgisini sağlar • Zihin görünüşlerin bilgisiyle sınırlıdır. Bergson, bunun sonucunda metafiziğin bilimlerin üstünde bir disiplin olduğunu söyler. Bergson felsefesinde temel sorun zaman kavramıdır. Zamanı ise genellikle ölçülen yada ölçülebilen süre olarak tanımlayan Bergson; sorun olarak gördüğü şeylerin maddeler halinde belirtelim • Boyutları olmayan bir süre olduğu • Olayların birbirini izlediği sonsuz bir ortam olduğu • Söğüt bir temele dayandığı Bergson eski felsefenin anladığı bu türde bir zaman, bilimin ölçülebilen bir mekan olarak nitelendirdiği için karşı çıkarak böyle bir görüşün zaman kavramının içerdiği sorunu çözmeye yetmediğini belirtmiştir. Zamanı insan bilincinin bir oluşumu ve yaratıcı gelişimi olarak tanımlayan Bergson, çevrimi uzayda olan matematiksel zaman ve çevrimi bilinçte olan hakiki ve psikolojik zaman olarak ikiye ayırmıştır. Bergson şeyler arasında derece farklılıklarından başka bir şey olmadığını, yalnızca yapı farklılığı olduğunu söylemiştir. Matematiksel olgularla psikolojik olgular görecede farklı oldukları düşünülürse bile yapısının aynı olduğunu belirtmiştir. Bergson çeşitli şekillerde sezgiyi tanımlamıştır. • Yansız bilinçli ve nesnesi üzerinde düşünebilen, onu sınırsız ölçüde genişletme yeteneğine sahip olan iç güdüyü anlamaktadır. • Bilimsel nesnelik ile sanatsal dalgımsızlığın bir kaynaşması olduğunu da şeyler. • Psikolojik ve biyolojik dinamizmin olduğunu söyler. • Saf gerçekliğin yada hakikatin akıl yürütmeye ve deneye baş vurmaksızın doğrudan doğruya elde edilen bilgi olduğunu söyler. • Kanıtlanmaya gerek göstermeyen dolayımsız bir bilgi olduğunu belirtir. • İç güdü ve zeka’nın toplamı olduğu şeklini düşünür. • Bir nesnenin içine nüfus ederek onun sayıp olduğu biricik ve dolayısıyla anlatılması olanaksız şeyle özdeşleşmeyi sağlayan zihinsel sempati türü olarak tanımlar. • Usa, zihne, zekaya ve belleye başvurmadan, doğrudan doğruya araçsız bir bilme biçimi olarak tanımlar. • Bir nesnenin içindeki biricik, deneylenemez ve dile getirilemez alanı doğrudan bilebilmek için o nesne ile özdeşleşmeyi sağlayan çok özel bir sempati türü olarak da belirtir. Düşünürler sezgicilik kavramı üzerinde çeşitli tanımlamalar yapmışlardır: Aristoteles sezgiyi, ilkeleri kavramayı olanaklı kılan bir bilgi türü olarak tanımlamıştır. Sezgisel düşünce kanıtlanması bulunmayan tanımlamalarını kavradığını belirtmiştir. Gazali’de sezgi; tanrının insana bilgi ve bilgilik verdiği yetenek olarak tanımlar. Yeni Platonculuk’ta sezgi, tanrıya ulaşmanın kendi özünde tanrıyı görmenin tek koşuludur. Kant’ta sezgi ise; sürecin hem başlangıç hem de bitiş noktasıdır. Hegel’de ise; Kant’ın sevgiye tanıdığı bir olumlu role karşı çıkmış ve sezgiye olumsuz bir anlam yükleyerek sergilediği katı kavramcılığı bir yana ittiğini belirtmiştir. Karl Marx ise; sezgiyi eleştirmiştir. Ona göre; gelmiş geçmiş bütün maddeciliğin, başlıca kusuru nesne gerçekliği duyular dünyayı, ancak nesne yada sezgi biçiminde kavraması, somut insan etkinliği olarak özel olmayan bir biçimde kavramasıdır. Descartes de sezgi; şeylerin dolayımsız ve kesin bilgisi olarak, zihnin başta gelen işlemlerinden biridir. Sonuç olarak bilginin kaynağını üç öbekte toplayabiliriz. • Deneyicilik, maddecilik, doğalcılık gibi felsefi dizgeleri gelir. Bu alanlarda doğa temel alınır.


Alıntı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
paris
Gümüş Üye
Gümüş Üye
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 81
Yer : fransa
Kayıt tarihi : 20/01/07

MesajKonu: Geri: Metafizik Kuramlar Üzarine Bağımsız Felsefe   Salı Şub. 19 2008, 07:49

Gazali’de sezgi; Allah'ın insana bilgi ve bilgilik verdiği yetenek olarak tanımlar.
katılmamak elde deiil. çevremizde bu yetenekten mahrum insanları görmemek elde deiildir" tıp dilinde özürlü" örk. kör,sağır.dilsiz, vs...

Yeni Platonculuk’ta sezgi, Allah'a ulaşmanın kendi özünde tanrıyı görmenin tek koşuludur.

Katılmıyorum...
yada şunu şöyle die bilirdi. canlılara veya kainata bakarak Allah'ın büyüklük tecellinisi görme noktası, ancak sezgiler ve ilmin "kuran" ışığıyla mümkündür deseydi eğer katılırdım.
Çünkü allah'ı görmek olgusu "bu dünyada" die bir kavram yoktur ve olmaz.!!!!
hey be insan?? Sen kendi ruhunu göremezken veya varlıgına inandığımız cin'in bile heybetini göremeziken. haşA! Allah'ı görmek? yada ulaşmak ki? hangi manada kullandıysa ki oda manasızdır hele kendi özünde görmek??? bu dünyada Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.tagged.com/parissss
metin özkara

avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 13
Yaş : 46
Yer : istanbul
Kayıt tarihi : 14/05/08

MesajKonu: insan   Salı Tem. 22 2008, 20:44

bir insan düşününki o kendisini dünya ile bütünleştirmiş olsun nasıl mı? doğarken dünya gibi doğum aşamalarını yaşamış olsun, büyüyüp gelişirken dünya gibi büyüsün ve gelişsin, yaşarken,kış zamanı kış olsun dinlensin,bahar zamanı bahar olsun kıpırdanıp yeni doğumlarla enerjisini yenilesin,yaz zamanı yaz olsun hareket ve devinim yaşayıp meyvelerini bütün canlılarla paylaşsın,son bahar olup dinginleğe geçiş yapıp yeni zamanlar için hazırlığını yapıp sakinliğe geçiş yapsın dinlensin,doğa olsun yaşam ve hayat olsun,böyle bir insanın dünya ile bir olması durumunda ona akacak yaşam enerjilerinin ve onun aktaracağı enerjilerin algı yetisindeki sonsuzluk açılımları acaba nasıl olurdu.! evrenin tasarımını ortaya koyan veya koyanları ses ,görüntü,tat,dokunuş,koku,kalp ve beyinle algılama yani bilme olurdu.bu aşamaları kaydederken kimi zaman melek ,kimi zaman,kurtarıcı ( mesih ) kimi zaman görevli ( peygamber ) ve kimi zamanda tanrı olur ,ve delilik diye tabir ettiğimiz davranış biçimleri gösterir,halbuki bilme aşamalarını yaşamanın getirmiş olduğu enerjiyi dengeleme doğru kullanma ve sevgiyle çevreye aktarma işlemini gerçekleştirmektedir.eğer bu aşamalarda kişi kendi yaşamına normal biçimde devam etmezise yaşamdan kopma ,kendi menfaatine kullanma,kendini kaf dağına yerleştirme,çevresini horlama ve görev edinme yolunu seçme biçimleri ,körleşme dediğimiz algılarının kapanması olayına neden olmakta ve doğaüstü güçler dediğimiz ve metafizik olaylarla kendine çıkış arama yöntemlerine başvurmasına sebeb olmaktadır.bu noktada kişi sadece bir kukla gibi doğaüstü güçlerin (bana göre geçmiş yaşam enerjilerinin) aracısı konumunda kalmakta. kişinin bu süreçte yaşayacağı olaylar geçmişin bir tekrarı niteliğinde olmasından dolayı deneyim ve tecrübeler noktasında geçmişte yaşayanları doğru analiz etme ve sonuçlarını dünya ölçeğindeki yaşamla değerlendirme olacaktır diye düşünürüm. DENGE görünemeyen hiçbirşey yokturki kendimizi yalnız hissettiğimiz yer sadece hiçkimsenin olmadığı kendimiz olduğumuz yerdir........yanızlık sadece bencilliğe yakışan bir durumdur.bencillik körlüğün manevi karşılığıdırki sadece pagan tanrılarına mahsus bir yetidir.??????????çok kalabalık bir ailenin birbirini sevemeyen birer üyesi olmak üzücü bir durum olması, dünyada yaşamış olduğumuz zaman dilimindeki olayların bize birşeyleri göremediğimizi göstermesi açısından önemlidir diye düşünmekteyim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
karanlik_rahip

avatar

Mesaj Sayısı : 3
Kayıt tarihi : 07/09/08

MesajKonu: bir hata   Paz Eyl. 07 2008, 23:56

paris demiş ki:
Gazali’de sezgi; Allah'ın insana bilgi ve bilgilik verdiği yetenek olarak tanımlar.
katılmamak elde deiil. çevremizde bu yetenekten mahrum insanları görmemek elde deiildir" tıp dilinde özürlü" örk. kör,sağır.dilsiz, vs...

Yeni Platonculuk’ta sezgi, Allah'a ulaşmanın kendi özünde tanrıyı görmenin tek koşuludur.

Katılmıyorum...
yada şunu şöyle die bilirdi. canlılara veya kainata bakarak Allah'ın büyüklük tecellinisi görme noktası, ancak sezgiler ve ilmin "kuran" ışığıyla mümkündür deseydi eğer katılırdım.
Çünkü allah'ı görmek olgusu "bu dünyada" die bir kavram yoktur ve olmaz.!!!!
hey be insan?? Sen kendi ruhunu göremezken veya varlıgına inandığımız cin'in bile heybetini göremeziken. haşA! Allah'ı görmek? yada ulaşmak ki? hangi manada kullandıysa ki oda manasızdır hele kendi özünde görmek??? bu dünyada Very Happy

bu yazinin bilincsiz oldugu dusuncesindeyim. oncelikle allah korkusu ile yetistirilmis bireyler hayata psikolojisi bozuk olarak basliyor. allahi filan gormemize gerek yok. karsimizdaki INSANi gorelim yeterlidir. nokta
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Metafizik Kuramlar Üzarine Bağımsız Felsefe   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Metafizik Kuramlar Üzarine Bağımsız Felsefe
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
INDIGO DERGISI FORUMU :: Parapsikoloji :: Metafizik-
Buraya geçin: