INDIGO DERGISI FORUMU

http://indigodergisi.com
 
AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 ANAHTAR

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
kova86

avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 34
Yaş : 31
Yer : mersin
Kayıt tarihi : 17/01/07

MesajKonu: ANAHTAR   Cuma Eyl. 21 2007, 08:05

Anahtar - Barış Manço
Sınıfın en güzel kızı o yalnız geziyor kimse ona
yaklaşamıyor
Yine koltuğunda koca koca kitaplar kütüphaneden geliyor
Baktım bir cilt şair Mehmet Akif
İki büyük kitap Fatih Sultan Mehmet
Üç kalın cilt Mevlana birde Mimar Sinan

Döndü bana dediki eğer beni seviyorsan
Eğer kalbime girmek istiyorsan
Önce bunları anla beni iyi dinle

Beş şair bir abide
İki abide bir sultan
Beş sultan bir düşünür
İki düşünür ise bir mimar

Düşün taşın bütün gece
Benim kalbim bir bilmece
Kalbimin bir kilidi var
İşte sana anahtar

En sevdiği şair Mehmet Akif
Bir abide Fatih Sultan Mehmet
Hayranım dedi Sinan bir de Mevlana

Gece annem evde dedi oğlum neyin var
Yemeden içmeden kesildin yine
Dedim anne kalbimin sahibi var aşık oldum delicesine

Bir gün Akif okuyor bir gün Mevlana
Bir Fatihe Hayranmış bir de Sinana
Hem tarihe meraklıymış hem de sanata

Annem dedi oğlum anlamadım ben
Vazgeç bu sevdadan bu kız fazla akıllı
Ah beim saf oğlum ah oğlum anlamadın mı

Beş şair bir abide
İki abide bir sultan
Beş sultan bir düşünür
İki düşünür ise bir mimar

Düşün taşın bütün gece
Benim kalbim bir bilmece
Kalbimin bir kilidi var
İşte sana anahtar

En sevdiği şair Mehmet Akif
Bir abide Fatih Sultan Mehmet
Hayranım dedi Sinan bir de Mevlana

Aşkın gözü kör olurmuş
Annem galiba haklı
Kafama fena takıldı bu kız çok akıllı

Beş şair bir abide
İki abide bir sultan
Beş sultan bir düşünür
İki düşünür ise bir mimar

Düşün taşın bütün gece
Benim kalbim bir bilmece
Kalbimin bir kilidi var
İşte sana anahtar

Beş Akif bir saat kulesi
İki kule bir Fatih
Beş fatih bir Mevlana
İki Mevlana bir Sinan

Rahmetli Barış Mançonun en sevdigim şarkılarından biri kova burçlarına daha çok hitap ettigini düşündügüm için Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.bilgimerkezi.com
kova86

avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 34
Yaş : 31
Yer : mersin
Kayıt tarihi : 17/01/07

MesajKonu: Geri: ANAHTAR   Cuma Eyl. 21 2007, 08:40

EVET hayatta her GİZLİ ve çözülemeyen şeyin bir anahtarı olduguna inananlardanım şükürler olsun...
Mersinde yazın deniz sahilinde denizi seyrederek sohbet etmek zevkli ve bir okadarda dinlendirici oluyor birde benim için farklı görüşlere sahip BİLGİ birikimi olan insanlarda olursa kendimi cennette hissediyorum... bir gün yine liseden arkadaşlarla toplandık sohbet edecegiz sahilde... her görüşten arkadaş var idi sohbet ortamında genelde ben mistik konularda sohbet etmeyi sevdigim için tartışma konularını o yönde açıyom .... neyse bir konu açtık bir çaglar adında arkadaş atıldı la atıf kadir öyle bir aklımı karıştırdı ki hafta da bir gittigim cumadan da vazgeçecektim. (çaglar kimya bölümünde okuyan duyguları ile yaşayan haftada bir cumaya giden ayda bir mutlaka içki alemi yapan bir arkadaş , kadir ise Kova burcu gıda mühendisligi okuyan kendini ateist olarak tanımlayan ne alkol nede sigarası olan dürüstlük abidesi olan bir insan (kendisini çok severim ) ama mistik boyuttan çok MEKANİK düşünen bir bilince sahip su ana kadar.. ) elbette vazgeçersin dedim. iyi yüzme bilenlerbilir denizin dalgalı ve fırtınalı oldugu zaman yüzmesi en zor olan kısmı boyunu geçmeyen ayakların yere bastıgı yerdir açılırsan hem dalga boyu azalır hemde de dip akıntılardan fazla etkilenmezsiniz... düşünce boyutunda da böyledir dedik düşüncelerimizi paylaştık dilimiz döndüğünce.... kimileri katıldı kimileri katılmadı .... canları sağolsun

Gösterdi ........... gördü anlamına gelmez
Söyledi ............. duydu anlamına gelmez
Duydu .......doğru anladı anlamına gelmez
Anladı .......... hak verdi anlamına gelmez
Hak verdi .......... inandı anlamına gelmez
İnandı ............ uyguladı anlamına gelmez
Uyguladı ...... sürdürecek anlamına gelmez
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.bilgimerkezi.com
kova86

avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 34
Yaş : 31
Yer : mersin
Kayıt tarihi : 17/01/07

MesajKonu: Geri: ANAHTAR   Cuma Eyl. 21 2007, 09:00

İSLAMı anlamak için bana göre dört temel anahtar olduğu kanaatindeyim .
BUNLAR:
HZ Muhammed neyi OKUdu?
TANRI ile ALLAH arasındaki fark
İslam dini ile müslümanlık dini arasındaki fark
PEYGAMBER kelimesi farsça bir kelime KURAN'da da geçmeyen bir kelime
Kuran da NEBİ VE RESUL kelimeleri geçerki : kimi yerde nebi ,kimi yerde resul ikiside farklı işlevi anlatır peygamber kelimesini kullandıgımız zaman farklı işleve sahip iki kavramı hiç alakası olmayan kavram ile PERDELERİZ ki ;sonuç olarak dünyanın en geri kalmış toplumları müslüman toplumlar olur maalesef...

DÜŞÜNMEK İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK! VAR MI DÜŞÜNEN?... (54-32)

evet sırası ile bu kavramları açalım kapasitemiz ve dilimizin döndügünce ve şunuda söyleyelim BU ANAHTARlara ulaşmadan önce İSLAM dinini şaçma buluyor ve inanmak istemiyor idim her nekadar çevreme belli etmesemde! (her bilenin üstünde daha iyi bilen vardır kuran ve hadis-i şeriflere ters düşersek elbette bu bizim eksikligimiz olur İSLAM dininin degil)
kolaylaştırsın rabbim hepimize inşallah
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.bilgimerkezi.com
kova86

avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 34
Yaş : 31
Yer : mersin
Kayıt tarihi : 17/01/07

MesajKonu: Geri: ANAHTAR   Cuma Eyl. 21 2007, 09:14

Eline yazılı metin verilmeyen Hz. Muhammed’in neyi “OKU”ması istendi?

“ÜMMΔnin manası nedir? “Cebrail” niçin ve neden “SIKTI”? “FATİHA” suresinin “SIR” manaları... “HİDAYET” nereden ve nasıl gelir? “FATIR”ın manası niçin çok önemlidir?

Bilindiği üzere, Hazreti Muhammed iki yılı aşkın bir süre, içinde yaşadığı düşünsel durum nedeniyle, Hıra Tepesindeki mağarada, inzivaya çekilmişti...

Bu süreç içindeyken, Kurân-ı Kerim’in ilk âyeti olan “İKRA” hükmü kendisine tebliğ oldu Cebrail isimli melek tarafından!

Ama, bu tebliğ anında kendisine verilmiş herhangi bir yazılı metin yoktu!

Öyle ise neyi “OKU”YACAKTI ?

“ÜMMΔ olan Hazreti Muhammed aleyhisselâm, ”OKU”yabilenlerden değilim, okuyamıyorum” cevabını vermişti, Cebrâil isimli meleğe...

Ortada, kağıt, deri, kemik üzerine yazılı olarak inmiş herhangi bir metin olmadığına göre; elbette ki, burada işaret edilen husus, bizim bildiğimiz mânâda okuyup-yazma değildi !.

Öyle ise, burada sözkonusu edilen “Ü M M Δlik, genelde anlaşılan mânâsıyla, yazılı bir metni okuyamama değildir !..

“Ü M M Δ olduğu için “O K U”yamayan Hazreti Muhammed aleyhisselâm, “İ K R A” hükmünce “O K U”duktan sonra, hâlâ “Ü M MΔ miydi ?...

http://www.ahmedhulusi.org/kitap/muhammedneyiokudu.htm

(Konunun tamamını yazmıyorum çünkü gelen tepkilere ve yorumlara göre paylaşmak istiyorum KOVAmdaki bilgileri ve fikirleri... daha güzel olur kanaatindeyim ha bu ara barış mançonun anahtar şarkısını dinlemediyseniz dinlemenizi dinleyenlerin tekrar dinlemesinin ve fatihayı esirgememelerini istiyorum rahmetlinin ruhundan....
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.bilgimerkezi.com
kova86

avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 34
Yaş : 31
Yer : mersin
Kayıt tarihi : 17/01/07

MesajKonu: Geri: ANAHTAR   Ptsi Eyl. 24 2007, 16:04

TANRI'DAN ALLAH'A

İnsanoğlu, asırlar ve asırlar boyunca, karşılaştığı pek çok olayın üstesinden gelememenin aczi ile; bir yerlere, bir şeylere sığınma, bir şeylerden medet umma duygusu içinde, aklı erebildiğince çeşitli nesnelere tapınma hissi duymuştur.

Bu tapınma, medet isteme, başarı isteme gibi duygular da doğal olarak insanı çeşitli tanrı kavramlarına yönelmeye ve onlardan arzuları doğrultusunda birşeyler umut etmeğe itmiştir.

İşte bu yöneliş içindeki insan, kendisinde güç vehmettiği, arzuladıklarını verebileceğini sandığı çeşitli nesneleri artık bir tanrı olarak görmeğe başlamış; ve böylece de tanrılara tapılma dönemine girilmiştir.

Tapılacak tanrıları önce yeryüzünden seçen insanoğlu, bu anlayış içinde, kâh madenlere, kâh nebatlara, kâh da hayvanlara tapınma yoluna gitmiştir...

Daha sonraki aşamada, yeryüzündekilerin de bir tanrı değil, kendisi gibi bir ölümlü olduğunu fark edince; Nebi ve Rasûller tarafından yeryüzünde yaşayan bu varlıkların tanrı olamayacağı kendilerine idrak ettirilince, artık bu tanrılarına tapmaktan vazgeçmişlerdir... Ancak ne var ki, bu defa da semada bulunan, tanrı kabul ettikleri varlıklara yönelmişler ve çeşitli yıldızlara tapınmaya koyulmuşlardır...

İnsanoğlu neyin üstesinden gelememiş, neyin sırrını çözememiş ise, o, insan için bir bilinmez güç olarak kalmış ve onda bir "tanrılık" kavramı kabul edilmiştir...

Oysa yerde veya semâda bir tanrı fikri günümüz bilimsel verilerine tamamiyle ters düşen varsayımdan başka bir şey değildir... Ve nitekim bu bilimsel gerçekliğe ters düşen varsayım Kur'ân-ı Kerim tarafından da kelime-i tevhidle "tanrı yoktur" ifadesiyle reddedilmektedir..

Asırlar ve asırlar öncesinde ateşe ve yıldızlara tapınarak, "tanrı" mevhumu ile kendini kozaya hapseden insanoğlu; daha sonraki devirlerde de yetiştikleri çevrelerin şartlandırmaları ile, tefekkürden uzak bir biçimde yaşam sürmelerinin pahasını "tanrılarına" köle olmak ve bununla kendilerini tatmin etmek suretiyle ödemişlerdir... Elbette ki kozalarını günden güne daha kalınlaştırmak ve daha içinden çıkılmaz hale getirmek suretiyle!...

Hazreti Muhammed Aleyhisselâm , Mekke' de kendisinin "ALLAH RASÛLÜ" olduğunu açıkladığı zaman, sadece KÂBE'de 360 tane tanrıyı sembolize eden, 360 tane PUT bulunmaktaydı!.. İnsanlar, her biri bir ayrı görev yapan 360 tanrıyı simgeleyen bu 360 puta tapınarak tatmin yolu içindeydiler...

Düşünemiyorlardı yerde ya da semâda bir tanrı olamayacağını... Çünkü henüz evrenin gerçek boyutları hakkında bir fikirleri yoktu!...

Yeryüzünde, ya da semada bir yıldızda oturup, dünyayı ve dünya üzerindeki insanları yöneten; onların işlerine kâh karışıp, kâh da onları kendi hallerine bırakıp imtihan eden; yukarıdan insanların davranışlarına bakıp, onları tanımaya çalışan; ve nihayet hoşuna giden işler yapanları cennetine, emirlerine uymayanları da cehennemine yollayacak olan bir tanrı!..

İşte bu vehim içindeki insanoğlunun. o yeryüzündeki ya da semâdaki tanrısına yaranmak, onun gözüne girmek için, yapmadığı saçmalıklar kalmıyordu...

Hatta, Hazreti Ömer'in ifadesiyle, kurabiyeden, tanrılarını sembolize eden putu yapıyor; önce onun karşısına geçip tapınıyor; sonra da oturup afiyetle o tanrıyı temsil eden putu yiyorlardı.... Ve hatta, vehmettiği, var sandığı tanrıya yaranmak için sekiz yaşındaki kızını diri diri mezara koyup üzerine toprak atarak, onu ölüme mahkum ediyorlardı !..

TANRI - İLÂH, tapınılan varlık anlamına gelir.. Öğülen, yüceltilen, büyütülen ve bütün bunların karşılığında da kişiye istek ve arzuları istikametinde bağışlarda bulunacağı umulan varlıktır TANRI!..

O tanrı, sana bir takım emirler verecek; ve sen, onun emirlerine uyarak onun gönlünü edeceksin, ki seni cennetine soksun; sana sayısız dünya güzellikleri bağışlasın; ya da kendi hür aklın, hür iraden ile ona karşı gelmek suretiyle onun düşmanlığını kazanacaksın ve o da bu yüzden senden intikam alıp, seni türlü türlü azaplara dûçar edecek!..

İşte insanlar bu yanlış, batıl ve ilkel düşünce ve inanç içinde tanrılara taparlarken; Hazreti Muhammed Aleyhisselâm, "ALLAH RASÛLÜ" olduğunu, almış olduğu vahiy sonucu olarak açıklayıp; artık insanların tanrıya tapmaması için elinden gelen gayreti göstermeye başladı..

"TANRI YOKTUR SADECE ALLAH VARDIR" mesajıyla insanlara gerçeği anlatmaya başlayan Hazreti Muhammed'in vurguladığı bu gerçek, KELİME-İ TEVHİD şeklinde formüle edilmişti...

Neydi, KELİME-İ TEVHİD'in mânâsı....


http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/allah/allah01.htm

http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/allah/allah02.htm (kelime-i tevhid manasını OKUmak isteyenler...)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.bilgimerkezi.com
kova86

avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 34
Yaş : 31
Yer : mersin
Kayıt tarihi : 17/01/07

MesajKonu: Geri: ANAHTAR   Ptsi Eyl. 24 2007, 16:10

BEŞ DUYUDAN ÖZGÜR DÜŞÜNELİM

Bize göre, yani beş duyulu birimlere göre, içinde yaşadığımız bir evren; ve gene bize göre makro - mikro sayısız âlemler mevcuttur!.. Ancak dikkat edelim, bütün bunlar, hep, gözle algıladığımız verilere göre, böyledir!.

Oysa...

Şu içinde bulunduğunuz mekânı alsalar, tavanını açarak, olduğu gibi, 60 milyar defa büyütme kapasitesi olan elektron mikroskobunun lâmına oturtsalar...

Ve sonra da siz geçip o mikroskobun üzerinden, az önce içinde bulunduğunuz mekâna baksanız...

Acaba ne görüyor olacaksınız?.

Bir milyar defa büyütme ile biz bir cismi değil, o cismin atom bileşenlerini görürüz!... Hele, bu sayı 60 milyara ulaştığında... Gözümüzde bütün insanlar, eşyalar, koltuklar, yazıhaneler veya odadaki diğer cisimler tamamiyle kaybolacak; beynimizin vereceği hüküm tümüyle değişecektir!... Ve..

Gayrı ihtiyarî ağzımızdan şu sözler dökülecektir... «Aaa, burada hiç bir şey yokmuş!.. Şuraya bak, sadece atomlardan, onların çevresinde dönen elektronlardan başkaca birşey göremiyoruz!.. Peki nereye gitti bunca insan ve eşya!?..»

Bu konuşmayı yapan beyin, az önce, mikroskoba bakmadan evvel, burada insanlar ve eşyalar var diyen beynin ta kendisidir!.. Beyin aynı beyindir de, değişen sadece algılama boyutu ve algılama aracına getirilen ek kapasitedir!

Demek ki beyin önce, mevcut algılama aracına göre çeşitli ve insanların varlığına dair hüküm verirken; algılama aracının kapasitesi genişletildiği anda, bu hükmünü değiştirerek, burada atomlardan, çekirdek etrafında dönen sayısız elektronlardan başka birşey yok şeklinde yargıya varmaktadır!...

Acaba, biz, bu güçlendirilmiş mercekler dizini ile yani elektron mikroskobu ile yaşamak, böyle doğup böyle ölmek zorunda olsa idik... Şimdi hâlâ, bugün varlığını iddia ettiğimiz şeylerin mevcudiyetini iddia edebilecek miydik?.. Yoksa, üzerinde yaşadığımız dünyanın, uzayın ve algıladığımız her şeyin, atomların bileşmesinden meydana gelmiş tek bir yapı olduğunu mu savunacaktık?..

Şayet beynimiz; altmış milyar büyütme kapasitesine sahip bir elektron mikroskobu yerine, 10 trilyon defa büyütme kapasitesine sahip bir elektron mikroskobu ile evrene bakmak durumunda olsa idi; biz, gene ayrı ayrı cisimlerin, insanların varlığından sözedebilecek miydik?..

Yoksa, algılayacağımız, mevcut, bölünmez, parçalanmaz, süregiden sonsuz, sınırsız TEK'mi olacaktı?..

Şayet anlatmak istediğimiz bu hususu size ulaştırabildik ise...

Geldiğimiz bu noktada size izaha çalışacağım şey şudur:

GERÇEKTE, mevcud olan tek, bölünmez, parçalanmaz, sınırsız-sonsuz olan TEK'tir!.. AHAD'dır!.. Eşi, misli, benzeri, mikro ya da makro plânda kendisinin dışında hiç birşey olmayan "ALLAH AHAD" dır!.

Ancak biz, mevcut algılama araçlarımıza bağımlı olarak, o TEK yapıyı, çok parçalardan oluşmuş bir bütün gibi değerlendirme yanılgısı içindeyiz!.. Çünkü, beynimiz kesitsel algılama araçlarına göre hüküm vermekte!..

Oysa beyin, kesitsel algılama araçlarının yani beş duyusunun son derece sınırlı değerlendirme kapasitesiyle kayıtlı kalmasa... Bu sınırlar içinde algıladığı verileri, sadece, evrendeki sayısız varlıklardan birer kesit veya birer örnek kabul etse...

Sonra derin bir tefekkür ile, algılayabildiği örneklerden, daha nelerin mevcut olabileceğini tespit edebilse... Ve sonra, onların yapısal derinliklerine doğru, boyutsal bir seyahat yaparak, evrensel öz ile karşılaşsa... Ve nihayet kendi "ben"liğinin dahi o evrensel "öz" içinde «yok» oluşunu farkedebilse..

İşte bu işin çok önemli bir yanı..

Konunun ikinci önemli yanı da şurası..

Hazreti MUHAMMED'in açıkladığı “ALLAH”,.. «AHAD» yani sınırsız - sonsuz, zerrelere ayrılmaz olduğuna ve bu durum her yöne ve her BOYUTA şâmil bulunduğuna göre; bu takdirde O'nun varlığı yanısıra, varolabilecek ikinci bir varlık, nerede, hangi BOYUTTA veya hangi başlangıç noktasında O'nun varlığına bir sınır çizerek, kendine yer açabilecektir?!.

"AHAD ALLAH" dışında var kabul edilecek ikinci bir varlığın, TANRI'nın yeri neresidir?..

“ALLAH”ın içinde mi, yoksa dışında mı!?


http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/allah/allah04.htm
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.bilgimerkezi.com
kova86

avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 34
Yaş : 31
Yer : mersin
Kayıt tarihi : 17/01/07

MesajKonu: Geri: ANAHTAR   Ptsi Eyl. 24 2007, 16:18

MÜSLÜMANLIĞI DEĞİL, "İSLÂM"I ANLAYIN

Günümüzde aydınlar var dünyada; aydınsılar var!.

Entellektüeller var dünyada; entelsiler var!..

Güdenler var; güdülmeyi isteyenler var!...

Ve...

"İSLÂM" var; "Müslümanlık" var!.

Aydın, objektif bir biçimde kaynaklara dayanan araştırmalar sonucu gerçeği bulan, bilendir!. Aydınsı ise, aydınlardan anlayabildiği kadarıyla yararlanıp; bunu çevresine satarak parsayı toplamaya çalışandır!..

Entellektüeller vardır dünyada... Belli katmanda kozasından çıkmış, akılcı bir biçimde bilimsel düşünce ile yaşamına yön vermeye çalışan!. Entelsiler var; entellektüellerin bakış açılarından ve yaşam biçimlerinden hoşlanıp, onları taklit eden; onlar gibi giyinmeye, oturup kalkmaya, yiyip içmeye, onlar gibi konuşmaya özenen!..

Aydınsılar ve entelsiler, varoş toplumlarına pırlanta gibi parlayan zirkonlardır!. Işıltıları cezbeder o varoşlardakileri!.. Ama onlar görmemişlerdir; bilmezler ki zirkonların pırlantadan farkını!. Dolayısıyla ancak zirkonlar hedefleridir onların! Ve onlar gibi olmak için, çok şeylerini vermeye hazırdırlar; ama "...si" bile olamazlar!

Fitrî istidat ve kâbiliyetleri gereği, gütmeyi sevenler vardır..idare etmeye, hükmetmeye çalışırlar insanlara; maddî ya da mânevî çıkarları doğrultusunda!. Topluluklar oluşturup onlara hükmetmek, buyruklar çıkartmak, yasaklamalar getirmek; gerçekleşmemiş bilinçaltı militarist yaşam arzularını tatmin etmek için! Ve için için, güdülmekten, kapıkulu olmaktan hoşlanan; güveni emniyeti bunda bulup; acziyetini böylece gidermeyi tercih edenler, huzur duyanlar vardır!.

Dünyada da, Türkiye`de de bu böyle!

Oysa Allah, insanı "en şerefli mahlûk" olarak yaratmış, yeryüzünde kendisine "halife" olarak meydana getirmiştir; kimin umurunda!.

Evet, aydınsılar ve entelsiler, elbirliğiyle, güdülenlerin dilinde dolaşan ve pek çok yönüyle akla-mantığa, bilime aykırı olan, kişilerin "müslüman"lığını tartışıp; "müslümanlık" dinine tâbi olan insanların, dünya toplumları içindeki geri kalmışlıklarını vurgulayıp, böylece "İSLÂM DİNİ"ni eleştirdiklerini sanmaktadırlar!.

AydınSI veya entelSİ olduklarının farkında ve bilincinde olmadıkları için de, "İSLÂM DİNİ" ile "MÜSLÜMANLIĞIN" birbirinden çok farklı iki kavram olduğunu; aradaki farkın farkedilmeden, Din konusunun ele bile alınamıyacağını bilmezler!.

Gütme hevesi ve güdülme arzusu içinde olanların zirkon değerindeki fikir ve bakış açılarını, "İslâm Dini"nin temelindeki düşünce sistemi diye değerlendirme yaparak; pırlantayı, hiç bilmediklerinden, bir kenara bırakırlar..

Bilgisizlik bîçareleri ne yapsınlar ki; ellerindeki tek kaynak gütme heveslileri ile güdülme arzusu içindekilerin dilinde dolaşan nağmelerdir!..

Mevlîd okumayı ibadet sanıp, "kandil"(!) gecelerini kutlayan; müslüman olmanın ilk şartı olarak kadının başını örtmesini bilen; namaz ya da orucun göktürklerin gökteki tanrısını hoşnud etmek için teklif edildiğini sanan dar anlayışılı kişilerin "müslüman"lığına, "İslâm Dini" diye bakar ve değerlendirirler!.

Mevlid`in Süleyman çelebi`nin şiiri olup, Kur`ân-ı Kerîm’in teklif ettiği ibadetlerle hiç bir ilgisi olmadığını anlamazlar!.. Ölülere mum dikip kandil yakmanın "Din"le hiç bir ilgisi olmadığını; yalnızca, Mi`râc, Berâat, Kadir gibi gecelerin değerli saatler ihtiva ettiğini farketmezler.. Şeker ve Kurban bayramlarının olmadığını, FITR ve Hac bayramlarının yaşandığını duymamışlardır bile!. Kur`ân-ı Kerîmde teklif edilen namaz, oruç, hac gibi çalışmaların, gökteki tanrının hoşnutluğu için değil; kendi geleceklerini kurtarmaları için önerildiği hiç anlamamışlardır!

"İSLÂM DİNİ", Allah indindeki, zamanüstü evrensel sistem ve düzendir!. Orijindir; asıldır, zamanla değişmeyendir.. Kur`ân, bunu anlatır!.

"MÜSLÜMANLIK", insanların kendi kapasiteleri, şartlanmaları, çevrelerinin örf ve âdetleri, güdenlerinin sınırlamaları içinde "İslâm Dini"ni yorumlamalarıdır.

Artık anlayın ki yorumlar "İslâm Dini"ni bağlamaz!.. Orijini farketmeye çalışın!.

"Müslümanlığı" bırakın "İslâm Dini"ne bakın!..

http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/islam/islam13.htm
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.bilgimerkezi.com
kova86

avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 34
Yaş : 31
Yer : mersin
Kayıt tarihi : 17/01/07

MesajKonu: Geri: ANAHTAR   Ptsi Eyl. 24 2007, 16:22

MÜSLÜMANLIK İLE "İSLÂM DİNİ" ARASINDAKİ FARK


"İslâm Dini", Allah indindeki zamanüstü evrensel SİSTEM ve DÜZEN'dir!.. Allah, yaratmış olduğu bu zamanüstü evrensel sistem ve düzeni, Rasûlü diliyle insanlığa açıklamıştır.. Amaç, insanların günlük kaygı ve arzularından öte, ebedî ve ezelî gerçekleri farkederek; hem hakikatları olan Allah'ı tanımaları; hem de kendilerinde açığa çıkmakta olan Allah'a ait özelliklerle geleceklerini, ebedî hayatlarını inşâ etmeleridir..

"Müslüman", Allah Rasûlü’nün bildirdiklerine anladığı kadarıyla uyandır!

"Müslümanlık", Allah Rasûlü`nün bildirdiklerini kendi kapasiteleri kadarıyla anlayıp yorumlayan insanların genel kabulüdür!. Buna, bütün müslümanlar dahildir. Her birimiz, görgümüz, kültürümüz, yetişme ortamımız, kabiliyet ve istidadımız; bizim yetişmemizde rol oynayan insanların kapasiteleri ve nihayet yetiştiğimiz ortamın toplumsal şartlanmaları ile değer yargıları sonucunda kişisel yorumlarda bulunuruz "DİN" hakkında; ki bu da, Müslümanlığı oluşturur..

"İslâm Dini" göresel, yani izafî, relâtif yani algılayana göre değişken değildir!.. Mutlaktır, kesindir, değişmezdir!. "Sünnetullah" da denir bu "SİSTEM ve DÜZEN"e Kur'ân-ı Kerîm’de..

Hangi mertebedeki kim olursa olsun herkes, bu "Sistem"den algılayabildiği kadarını kavrar!.. Galaktik yapıların oluşumu ve varlığından, genetik veri tabanlarındaki bilince kadar, her şey bu "sistem" içinde yer alır ve görev yapar!. Genden galaksiye ulaşan bir zincir içinde insan kopuk tek başına bir halka değildir elbette akıl sahiplerince!. Basireti açıklarca!.. Materyalist zihniyetten kurtulmuş bilimsel altyapılı kişilerce...

Ne çare ki "müslümanlık dini" içinde doğup büyümekte; ve bu kozanın dışında bir de "İSLÂM DİNİ" olduğunu farketmemektedir müslümanların çok büyük çoğunluğu!.. Sonra da sorulmaktadır...

-Kur'ân bu kadar yüce bir kitapsa, niçin müslümanlar dünyada geri kalmış toplumları oluşturmaktadır?

"İslâm Dini" yerine; kapsamı fevkâlâde daraltılmış ve bir kozaya dönüşmüş, yalnızca şekil ve tapınma dini diye anlaşılmış, göktanrıdan umut beklenen "müslümanlık dini" ile daha nereye varılabilirdi ki?..

ALLAH Kitabını okumak yerine, tavuğun suyun suyunun suyunun suyu mâhiyetinde bile olmayan; sayısız hurafe, safsata ve mantıksızlıkları din niyetine kabul anlamına gelen hikayeleri, din esasları sanarak nereye ulaşılabilir ki?

Bir yol önderinin kitaplarını, belki de hiç anlamadan okuyup, tekrar etmekle "müslümanlık dini" kozasını delip asla "İslâm Dini"ne ulaşamazsınız!.

Herkesten fikir alıp, kendi anlayışınızı kendiniz oluşturmak zorundasınız; çünkü tek başınıza ve kendi hesabınızı sadece kendiniz vermek suretiyle âhırete geçeceksiniz!

Sadece kendi yolunun kitaplarını okutup; başkalarınınkini yasaklayanlar, "İslâm Dini"nin yol kesicileridir; "müslümanlık dinin"in efendileri gibi gözükse de!

İmam-ı Gazalî'den Şahı Nakşıbend'e, Abdulkadir Geylanî'den Hacı Bektaşı Velî'ye, Mevlana'dan Saidi Nursi'ye kadar önde gelen ne kadar düşünür ve hâl ehli varsa hepsini okuyup; onların teker teker "İslâm Dini"ni nasıl anladıklarını görüp, bundan sonra da kendi anlayışınızı kendiniz bina etmek zorundasınız; taklitçilikten, güdülen olmaktan kurtulmak, "İslâm Dini" ile tanışıp "Hakikat"a ermek için!.

İnsanların ve müslümanların, "İslâm Dini"ni maddeci bakış açısından arınmış olarak yeniden değerlendirmekten başka kurtuluş yolu yoktur!.

http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/islam/islam14.htm
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.bilgimerkezi.com
kova86

avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 34
Yaş : 31
Yer : mersin
Kayıt tarihi : 17/01/07

MesajKonu: Geri: ANAHTAR   Ptsi Eyl. 24 2007, 16:29

HİÇ CEVİZ KIRDINIZ MI

Pek çoğunuz ceviz kırmış veya yemişsinizdir!..

Bir kısmınız da dalında yada yeni kopmuş haliyle cevizi görmüşsünüzdür!.

Ceviz üzerine, ceviz kırmak üzerine pek çok şey söylenmiştir…

Hatta bazıları cevizağacına benzetmiştir kendisini şarkısıyla;

“Ben bir cevizağacıyım Gülhane Parkında;

Ne sen bunun farkındasın, ne polisler farkında!.” Diyerekten…

Ceviz ile insan arasındaki benzerlik bilmem hiç dikkatinizi çekti mi?..

Cevizin gümüş iyonu içeren tek meyve ve beynin gümüş iyonu ihtiyaci olan tek organ oldugunu biliyor muydunuz? Eğer cevizi ortadan ikiye bölüp tahta kabuğunu çıkartırsanız, içinin iki yarım küreli insan beynine ne kadar benzediğini farketmişsinizdir elbet…

Ama ben bu benzerlikten sözetmiyorum!. Ya neden bahsediyorsun, dediğinizi duyar gibiyim… Hemen açıklayayım…

Dalından düşmüş cevizi gördünüz mü bilmem, üzeri noktalı yeşil renkte bir kabukla kaplıdır!. Eline alanın eli boyanır; ve kolay kolay da çıkmaz bu boya!.. Üstelik bilmeyerek dişlerseniz, sulfata yalamış gibi olursunuz; sanki zehir!.

Münâsip bir şekilde açabilirseniz bu yeşil kabuğu, işte o zaman görürsünüz tahta kabuklu meşhur cevizi!. Elle kolayca kıramazsınız o tahta kabuğu.. Ama varoluşunun çok büyük bir hikmeti vardır o tahta kabuğun! İçine hava girmesini önler; ve böylece de içindeki cevizin yağının havayla birleşerek okside olmasını, yağının acılaşmasını önler.. Onun içindir ki, ceviziçi, kabuğu içinde saklanır hava almasın diye; ancak yeneceği zaman o kabuktan çıkartılır; ayıklanmış halde saklanmaz!.

Üçüncü katı ise bildiğimiz kahverengi ince kabuktur.. Şayet o kabukla yerseniz, gene damağınızda kekremsi bir lezzet hissedersiniz, biraz acımsıdır.. Koruyucu kabuktur!. Ama buna rağmen, artık onda içinin inceliklerini, kıvrımlarını, şeklini görebilirsiniz!. Ama ne olursa olsun, yemesi o kadar lezzetli değildir..

Dördüncü katı kahverengi kabuğun altındaki beyazımsı renkli zardır!. Artık ceviziçi iyiden açığa çıkmış; rengi âşikâr olmuştur!. Her ne kadar üstündeki zar, ceviziçiyle temasımızı önlüyorsa da, tam lezzetine ermemizi engelliyorsa da; gene de ceviz içine ulaşmış sayılırız!. Buna rağmen zarın soyulmuş hali daha bir başkadır ceviziçinin!

Beşinci kat, işte ceviziçi!.. Beyazetli, pekbi lezzetli ve de insan için çok yararlı gıda; şifa!.

Altıncı kat ise cevizin yağı!.. İnsana en yararlı yanı!.. Cevizin özü, hasılası… Varoluş hikmeti… Sırf hayır!. Bir rahmet ki, içinde acısı hiç yok!.

Yedinci ve son kat; cevizin yağındaki kuvvet, enerji!… Cevizin varoluşunun sebebi hikmeti!.. Cevizin Hakikatı!.. Bir elektrik ki, bütün ampuller onunla hayatiyet bulur!.

Ve şimdi gelelim cevizle önemli bir benzerlik yanı bulunan insana…

1.kat bilinciyle, “Nefsi emmare”de diye tanımlanan insan… Acı ve zehirli sanki!.. Yalnızca kendini düşünüp, herşeye sahip olmak isteyen; kimseye yaşam hakkı tanımayan; kravatlı vahşi!. Sadece almayı düşünüp, vermeyi hiç hatırına getirmeyen ve dahi verecek bir nesnesi olmayan insan etiketli mahlûk!

2.kat bilinciyle, “Nefsi Levvame”de diye tanımlanan insan… Özündeki özelikleri ve güzellikleri tahta kabuk mesabesindeki “levvame” bilinciyle örtmekte olan kişi!. Kendini belkide, ceviz sanan tahta kabukçasına, beden sanan bir birim!. Kâh yeşilkabuğunun gereğini yaşayıp, kâh da içindeki değerli katmanın farkında olan ve bunun gereğini yaşayamamanın üzüntüsünü çeken insan…

3.kat bilinciyle, “Nefsi Mülhime”de diye tanımlanan insan… Kendinin kabuk -pardon beden- olduğu şartlanmasından kurtulmuş;hakikatını farketmiş; kâh özündeki lezzetten tadan, kâh da kendini kıvrımlı beyaz ceviziçi sanan birim… Ârifler diye bahsedilen mârifet ilmi erbabı!.

4.kat bilinciyle, “Nefsi Mutmainne”de diye tanımlanan insan… Bildiği hakikatta ve hissedişte tatmine ulaşmış, mutmain olmuş; bunun getirisiyle cehenneminden azad olup cennetine girmiş insan!. Beyazımsı zar hükmünde olan birimsellik duygusuyla hakikatını zar gibi örtme hali mevcutsa da, Hakikatı olan “Allah”ı hisetmenin ve talibine zar arkasından göstermenin hazzı içindeki kişi!. Velî, hakikat ilmi ehli.

5.kat bilinciyle, “Nefsi Râzıye”de diye tanımlanan insan… Ellerin beynin hükmüyle hareket ettiklerinin idrakına ermiş ve eller ile savaşı kalmamış insan!. Her anı ve hâli beyinle olup; beynin hükmüyle bedende olup bitenleri seyreden tüm kabuklardan arı, ceviziçi sanki!.. Fenâ fillah’ın sonu!.. Esmâ’da seyr hâli…

6.kat bilinciyle, “Nefsi Mardıyye”de diye tanımlanan insan… Cevizdeki beyaz etin özündeki yağ misali, insanın özündeki sıfat mertebesi!… Bakâ billlah yaşamı… “Görür gözü, konuşur dili…. olurum” sırrının yaşamı.. Sıfatlarla tahakkuk hâli!…

7.kat bilinciyle, “Nefsi Sâfiye”de diye tanımlanan insan… Cevizin yağında gizli kuvvet misali, insanın ve varolan herşeyin özü!.. “Özde biriz” tanımlamasıyla vurgulanan “bir”lik noktası!.. Her şeyin “şey”sizlik hâli!. (1)

“Şey” yok, Yalnızca O var!.

Gülhane Parkında gizli, ne halkın ne de polisin farkında olmadığı cevizağacından ve ürününden sözetmeye çalıştım… Bilmem anlatabildim mi?

(1) Bu konuda geniş kapsamlı bilgiyi “KENDİNİ TANI” isimli kitabımızda bulabilirsiniz.


http://ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/islam/islam32.htm
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.bilgimerkezi.com
Eren Erdem



Mesaj Sayısı : 13
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 28/11/07

MesajKonu: Geri: ANAHTAR   Çarş. Kas. 28 2007, 23:01

O halde Rahman suresi ilk 4 ayet ile işe girişmek gerek!

1- RAHMAN

2- Öğretti Kuranı=ilim=bilgi=genetik kodlama=okunan

3- Yarattı insanı = Bilgileri uygulayarak evreler halinde tasarlanan insan

4- Öğretti ona beyan etmeyi = Aklın işleyişi ile bilgiyi kullanma yetisinin oluşum aşaması! Bu bağlamda üflenen ruh = bilgi(ilim), Ruhun sahibi= RAHMAN, İnsan Rahmanın bilgisiyle tasarlanmış. İşte peygamberler bu bilgiyi açığa çıkartabilenlerdir.

Bu bilgi genetik aktarım ile nesillere taşına bilginin özüdür, İşte Rahmanın verdiği bilgi kapısından içeri girmek ile atılacak bir adım, Bakılan KURAN ile görülen KURAN arasındaki ayrımı ortaya koyacaktır.

Kuranın kelime anlamı: OKUNAN dır.

Rahmandan, Ademe(insana) okunan.

Peki bir soru, Kuranı GÖRMEDEN şu soruya nasıl cevap verilir ?

Hepsi O(ademe)'na secde etti.

iblis dediki:.....Siz bir meleğe dönüşmeyesiniz diye bu ağaçtan yemenizi istemiyor.

Tüm melekler kendisine secde etmişken( bu hiyerarşik bir göstergedir), Adem neden melek olmayı seçti ?

İşte bakınca çıkan çelişik tablo,

Evet görebilen dostlar gördüklerini aktarırlarsa, gördüklerimle mukayese etmek isterim..

selamlar..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
kova86

avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 34
Yaş : 31
Yer : mersin
Kayıt tarihi : 17/01/07

MesajKonu: Geri: ANAHTAR   Paz Ara. 02 2007, 09:22

vesselam,genel cevap yazacam ama ilk önce şu soruya cevap bulalım ne dersin ...
hz adem mekan olarak nerede yaratıldı?
hz ademin cennetten İNDİRİLMESİ (kovulması)nasıl gerçekleşti?
KUR'AN DA BİR ÇOK YERDE SECDE EDİLECEK YEGANE VARLIĞIN ALLAH OLDUGU BİLDİRİLKEN ALLAH NİÇİN MELEKLERDEN ADEME SECDE ETMESİ İSTENMİŞTİR..(BU SORUYA VAHDET_ALLAH'IN TEKİLLİGİ çerçevesinde nasıl cevap verebiliriz)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.bilgimerkezi.com
 
ANAHTAR
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
INDIGO DERGISI FORUMU :: Parapsikoloji :: Metafizik-
Buraya geçin: