sirius Moderator


   Yaş : 19 Kayıt : 21 12 2007 Mesajlar : 49 Yer : izmir
| Konu: Mevlana Ve Holografik Evren Paz Şub. 17, 2008 11:41 pm | |
| Herkesin Herşeyi Anlaması Gerekmez
Düşünce dünyamıza giren bu kelime meğerse ne önemliymiş. İnsanın bir farkındalığa ulaşması, holografik bilinç seviyesine ulaşması demektir.
Parça ile bütün arasındaki birliğin bu yeni adı, Kozmik Bilinçdir. Hologram fiziki bir keşif olmasına rağmen, felsefi yönüyle ve psişik kapsamıyla ileri bilgiler sunmaktadır.
Ergün Arıkdal, hologram için şöyle diyor: Ben size şah damarınızdan daha yakınım denmesinin bir manası olan hologramik bir anlayışı o zamanki insanlara böyle veciz bir ifade ile sunmuş, Yaradan. Şah damarında, yani en can alıcı noktanda ben varım demek, sen benim bütünümün içindesin, senle biz biriz, sen benim parçamsın manasına geliyor. Ama sen de Tanrısın manasına değildir o. Sen Tanrıdansın anlamında kullanılan bir ifadedir.
Beyin ve evren bir hologramdır.
Zaman dahil, rüyalarımızın bile holografik anlatımlarda yerini yeni yeni bulması çağımızın ve insanlığın ruhsal alanlarda ilerlemesiyle paralellik hem göstermekte hem de göstermemektedir. Bu ikilem de bir hologramdır.
Lokata Kabilesi Şamanı Topal Geyik, konu için şöyle bir görüş ortaya koymuştur:
Yalnızca insanlar niçin var olduklarını artık bilmedikleri bir noktaya gelmişlerdir. Beyinlerini kullanmıyorlar; bedenlerinin, duyularının ya da rüyalarının gizli bilgisini de unuttular. Ruhun her birinin içine yerleştirmiş olduğu bilgiyi kullanmıyorlar; bunun farkında bile değiller; böylece hiçbir yere gitmeyen bir yolda, buldozerleşerek daha hızlı gidebilmek için düzleştirdikleri bir yolda, öteki ucunda kendilerini yutmayı bekleyen büyük, boş bir delik bulunan yolda-tek başlarına körler gibi tökezlenerek dolaşıp duruyorlar. Bu hızlı ve rahat bir süper otobandır, ancak ben bu yolun nerede son bulduğunu biliyorum. Ben orayı gördüm. Algıladığım görüntülerde oraya vardım ve bunun düşüncesi bile beni titretiyor.
Tibetli Lamalar, bu iki görünüme boşluk ve boşluk olmayan adını vermişlerdir. Boşluk olmayan, görülebilir nesnelerin gerçekliğidir. Boşluk ise, tıpkı saklı düzen gibi evrendeki her şeyin olduğu yerdir, her şey sonsuz bir akış halinde ondan çıkar. Bununla birlikte, gerçek olan yalnızca boşluktur ve nesnel dünyadaki tüm biçimler birer yanılsamadan ibarettir ve varoluşlarının sebebi de yalnızca bu iki düzen arasındaki sürekli akıştır. Mevlana bu düşünceyi destekler bir halin oluşumunu şu beyitiyle anlatır:
Yüce gökler, insanların anladığı şeylerin yansımasıdır. Gökler o yansımadan ibarettir.
Ya da:
Tanrıyı inkar edenlerin, inkarı da Tanrıdandır. Ondan çıkar. Bu iş Onun yansımasıdır.
M. Muhlis Konerin Mevlana adlı bir kitapta yayınlanan Mevlananın Tasavvufi Mesleği adlı birkaç sayfalık yazısında hologramı çağrıştıran yazısıyla okuyucusuna şöyle ulaşır: Sufilere göre vücud birdir, o da Vücud-u Mutlaktır. Gördüğümüz eşyanın hakiki ve müstakil bir varlığı olmayıp ancak Vücud-u Mutlakla mevcuttur.
Aynaya akseden herhangi bir şeyin müstakil bir varlığı yoktur ve bir gölgeden ibarettir. Asıl akseden çekilince gölge de kaybolur. Sonra mesela yüzlerce aynayı bir kimseye aksedecek bir durumda koyarsak aynanın içinde birçok şahıs görürüz. Halbuki aslı birdir. Bu hakikati, sufiyeden Fahreddin-i İraki şu beyitle negüzel anlatıyor:
Yüz ancak bir yüzdür. Aynaların sayısını artırırsak görülen yüzlerin sayısı da artar.
Şimdi bütün sufiyenin tek tasavvufi mesleği olan Vahdet-i Vücudun en yüksek izahını yine Mevlanadan dinleyelim.
Biz yokuz; bizim varlıklarımız da yoktur. Sen fani suretler gösteren bir vücud-u mutlaksın.
Mevlana da en yüksek bir vahdet-i vücudçu olduğundan Mesnevisi ile bu hakikati teyid ediyor: Biz ney gibiyiz. Bizdeki neva sendedir. Biz dağ gibiyiz. Biz de olan seda sendedir.
Mevlana da bu sistemin kullanıcısı olan evrensel bir varlıktır. Fizik bedenimizin dublesi, ikizi olarak ortaya çıkan astral veya enerji beden dene şey gerçekten var mıdır? Mevlananın kullandığı bu sistem evrende nasıl bir yasa ile kullanılmaktadır. Gerçekten vardır ve kullanılmaktadır. Asırlar boyunca din adamları kadar, klervoyanlar da hepimizin görünmeyen bir ikinci bedeni olduğunu söylemişlerdir. Bu ikinci bedenlerimizden süptil, astral, eterik, akıcı, beta, dedubleman, duble bedenler olarak bahsedilmiştir.
Parapsikolojik Savaş adlı kitabın yazarları Sheila Ostander ve Lynn Schroeder bu konuyla ilgili şu ilginç görüşlerini açıklamışlardır: Bir bacağı ya da kolu kesilen kimseler uzun zaman onu, yerindeymiş gibi hissederler. Doktorca bu olayın ismi ve açıklanması halisünasyon meydana getiren arzudur. Fakat üstün ruhsal yetenek sahibi klervoyanlar, kesik uzuvlu birisinin, hayalet bacağını veya kolunu gördüklerini söylemişlerdir. Bu hayalet akıcı bir şekildedir ve bedenle ilgilidir.
Yine ruhsal yetenekleri gelişmiş klervoyanların söylediklerine göre astral bedenimiz fizik bedenden daha büyüktür. Aura dediğimiz ve bulutumsu ışık olarak görünen kısım, astral bedenin, fizik bedenden taşan kısımlarıdır. Güvenilir medyumlardan olan New York Parapsikoloji Derneği Başkanı Eileen Garrett, Warnes adlı kitabında şöyle diyor: Hayatım boyunca herkesin bir ikinci bedeni olduğunu bizzat gördüm. Doğuda bütün teosofik öğretide bu ikinci bedenimizden söz edilmiştir.
Tanınmış İngiliz Medyum Geraldine Cuminsin 1930daki raporuna göre zihin, doğrudan beyni etkilemiyor. Zihin ile beden hücreleri arasında eterik beden vardır. Bilim bugün bedenin partiküllerini, yaşam ünitelerini tespit edebilecek yetenekte değildir. Bu görünmez beden hayat ile zihnin irtibatta bulundukları yegane kanaldır. Her hayvanın değişik tertipte esirden yapılmış birleştirici gözle görünmez bir bedeni vardır.
1938 yılında U. İnyuşin, V. Grişçenko, V. Vorobev, N. Şuiski, N. Federova ve F. Gibaolulinden meydana gelen doktorlar grubu, keşiflerini şöyle açıkladılar: Bütün canlıların sadece atom ve moleküllerden yapılmış, fiziki bedenleri yanında bunun kopyası bir de enerji bedenleri vardır. Ve onlar bu ikinci bedene Biyolojik Plazma Beden diyorlar.
Kirlian fotoğraflarında görülen ışımanın sebebi elektriksel bir durum değil, biyo-plazmadır. Bütün canlılarda bulunan, titreşim yapan renkli enerji bedenin en belirgin özelliği onun, belirli bir uzay organizasyonuna sahip olmasıdır.
Ölümle birlikte fizik bedenle enerji beden ilişkisinin sona erdiği söylenir. Medyumların raporlarına göre, enerji beden fizik bedenimizin içindedir ve tam duble durumundadır. Ölümle et kılıfından çıkar ve biz yaşantımıza enerji beden olarak devam edip gideriz.
Bu çalışmalarla Ruslar ölümden sonraki hayata sondaj yapıyorlar denilebilir. Astral seyahatin sırları Sovyet-Rus araştırmalarının biyo-plazmasında gizlidir. Bu konuyu aydınlatmak için Sovyet-Rus bilim adamları, Kirlian metoduyla, ölümün fotoğraflarını çekmeye çalıştılar. Ölüm anında bitki ve hayvanların biyo-plazmik bedeninden boşluğa doğru kıvılcım ve alevlerin fışkırdığını, sonra da sönüp kaybolduklarını gördüler. Bitki ve hayvan ölürken bedenindeki ısınmanın yavaş yavaş dindiğini tespit ettiler; fakat, biyolojik dedektörlerin daha süptil bir bedenin son enerjileri midir? Kirlian metodunun, bu esrar perdesini de kaldıracağı ümit ediliyor.
Kirlianlar auranın, bizim ikinci bedenimizin fotoğrafını çekmiş bulunuyorlar. Curilerin kadyum parçalarının kurşuna dönüştürme sürelerinden evreni bulmaları gibi Kirlianlar da, yaşayan organizmaların bizim içimizdeki rengarenk ışık galaksilerini, ateşli dünyaları keşfettiler.
Bedenin kalıbından kurtulan insan varlığı, perisperisiyle beraber Ruhlar alemine geçiş yapar. O alemin sonsuz imkanları vardır. Ruh özgürdür. Bu hal dinlerde Cennet ve Cehennem olarak adlandırılmıştır. Cennet ve cehennem ortamını hazırlayanlar, varlık olarak tamamen bizleriz. Tanrısal bir varlık olan insan, hesabını farklı bir spatyumda kendisine verir. Tamamen açılmış bilinciyle varlık sonsuz imkan ve oluşları yaşar. Mevlananın dediği gibi; Yüz binlerce şey gözünün önünde görünür.
Cehennem dediğin dal odun yoktur, herkes odununu buradan götüre, demiştir sufiler. Yani seni yakacak ateş dünyada gördüğün ateş değildir. Orada vicdanına karşı sorumlu olan varlık hesabını, yine kendisine verecektir. Çünkü varlık kendisine emanet edilmiştir.
Öyle derin bir aşık ki Mevlana, sanki tezatmış gibi görünen bir rubaisinde ise şunları söyler: Kavuşmadan ayrılmadan söz açarlar, ama ayrılmayan bir şey nasıl olur da birleşir.
Mevlananın sözlerini aktarayım: Tanrının zatını düşünmek, gerçekte zatını düşünmek değildir. Herkes bir perdeye kapanmış, ulaştım sanmıştır, ama Tanrı sandığı, ancak kendi vehmidir.
Hiçbir varlığın Tanrıya ulaşması henüz mümkün olmamıştır. Bu kendi vehmidir derken bir gerçeği de bizlere apaçık sunmuştur, Mevlana.
Hinduizmde Atman (bireysel bilinç) ile Brahman'ın (evrensel bilinç) bir olduğunu biliyoruz. Siddha Yoganın takipçileri kendi geleneklerinin temel öğretisini çeşitli şekillerde duyar: Tanrı içinizdedir. Budist metinlerinde şöyle der: İçine bak, Sen Budasın. Konfüçyüs geleneğinde Gök, yeryüzü ve insanın tek bir beden olduğu söylenir.
Aynı mesaj İsanın sözlerinde de görülür: Baba; sen ve ben biriz.
Aynı şekilde büyük Yahudi bilgesi, kabalist Avraham ben Shemuel Abulafia şöyle der: O ve biz, biriz.
Hz. Muhammede göre: Kendini bilen, Rabbini bilir.
Tanrısal aşkın şehidi olarak bilinen Sufi mistiği ve şairi Hallac- ı Mansur şöyle demiştir: Rabbimi kalbimin gözüyle gördüm. Dedim ki: Kimsin Sen? cevap verdi: Sen.
Hallac-ı Mansur, Enel Hak (Ben, Tanrıyım) dediği için öldürülmüştü. |
|